BOŞANMA İLE SONLANAN EVLİLİKLERDE KADININ HEDEF OLDUĞU
SALDIRGANLIK
**Dr. İshak ÖZKAN, ***Dr. Ömer BÖKE
Bu çalışma, S.Ü. Aile
(Araştırma ve Uygulama ) Merkezince, geriye dönük olarak, Konya mahkemelerinde 1993
yılı kesinleşmiş boşanma dava kayıtları taranarak yapıldı. Boşanma dava
kartlarından elde edilen bilgilerden CTS (Conflict Tactic Scale) yeniden düzenlenerek,
boşanma sonucu kadına karşı eşi tarafından uygulanan şiddet verileri elde edildi.
Sonuçlar minitab programında analiz edildi. Toplam 526 boşanma sonuçlarından
139’unda (%26.42) kadına karşı şiddet saptandı. Kadına karşı şiddet en yüksek
oranda (%42.44) sözel, ikinci sırada (%33.09) fizik ve son olarak da (%24.46) hem fizik,
hem de sözel idi. Eşler arasındaki yaş farkı, özellikle kadının yaşının
erkeğin yaşına eşit ve büyük olması durumunda, yine kadının boşanma yaşı
düştüğünde şiddetin arttığı bulundu (p<0.05). Kadına karşı şiddetin en
çok 21-36 yaşlar arasında uygulandığı görüldü. Kadına karşı şiddet, erkek ve
kadının evlilik yaşı, erkeğin boşanma yaşı, evlilik süresi, çocuk sayısı,
köy-kasaba ve şehirde yaşama, erkeğin ve kadının evlilik sayıları ile istatistik
ilişki göstermedi. Sonuç olarak kadına karşı şiddetin genelde önemli bir boşanma
sebebi ve bunda fizik kötüye kullanmanın önemli boyutlarda olduğu söylenebilir.
Anahtar Kelimeler : Saldırganlık, Boşanma, Kadın
------------------------------------------------------------------------------
* Aile Kurultayında (1994 ) sözel bildiri olarak
sunuldu.
** S.Ü.T.F. Psikiyatri A.B.D. Doç. Dr. S.Ü Aile
Araştırma ve Uygulama Başkanı
*** Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları
Hastanesi Uz.Dr.
This study was
carried out retrospectively at Selçuk University Family Center covering the divorce cases
from the law-court files 1993 in Konya. The information on the divorce registers were
examined carefully and Conflict Tactic Scale is revised for adapting the divorce cases due
to spousal aggression towards married women. There result obtained data were analyzed
according to Minitab statistical program. Total 526 divorce cases occurred in Konya 1993
and divorce due to aggression was attributed to 139 cases, which represented 26.42 per
cent of total divorce. The distribution of types of aggression when classified it was
found that verbal aggression represented the major cause of divorce (42.44%) followed by
physical (33.09%) and verbal and physical aggression (24.46%). The age difference between
the spouses, especially the age of women is equal to or older than their husbands,
appeared to be statistically significant (p<0.05). Also, the relationship between
divorce and the age of women at the time of divorce was statistically significant
(p<0.05). That is most divorce due to aggression was occurred between 21-32 years of
married women age. On the other hand the age of spouses at the time of marriage, the
husbands age at the of time of divorce, the duration of marriage, the number of children,
living in either rural or urban areas, or the number of marriages of either man or woman
did not show statistically significant influence on the divorce due to aggression. As a
result, it can be concluded that aggression towards women in general is a major cause of
divorce and physical and abusive aggression is the serious aspect of divorce due to
aggression.
Key Words: Aggression, Divorce, Woman
Aile içinde kadına saldırganlık önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde aile içinde kadına yönelik saldırganlığın yüksek olduğu spekülasyonları hemen her seviyede yapılır. Son yıllarda yazılı ve görüntülü basının kazandığı önemle bu spekülasyonlar yerini tek tek olguların dramatik görüntü ve anlatımlarla gözler önüne serilmesine bırakmıştır.
Kadına yönelik saldırganlık üzerinde hemfikir olunamayan terim ve tanım sorunları vardır. Bu sorunlardan bazıları, şiddet ya da saldırganlık terimlerinden hangisinin kullanılacağı, kadına yönelik saldırganlığın ayrı mı ele alınacağı, yoksa eşler arası saldırganlık içinde mi değerlendirileceği ve tanımının nasıl olacağıdır. Üzerinde en çok hemfikir olunan tanım; eşlerden birinin fiziksel, psikolojik yaralanmasıyla veya yaralanma tehdidiyle sonuçlanan, istemli olarak yapılan yada istemli olarak yapıldığı algılanan bir eylem tanımıdır (1).
Ailede kadına yönelik saldırganlığın tarihi, insanlıkla yaşıttır.Bu konudaki en eski bulgu, Virjinya Tıp Fakültesinde yapılan bir çalışmada ortaya konulmaktadır. Bu çalışmada 2000-3000 yıllık kadın mumyalarda ölüme neden olan kafa kırıklarının %30-50, erkek mumyalarda ise %9-20 arasındadır. Bunların barış zamanında kişiler arası şiddetle meydana geldiği iddia edilmektedir. Koca dayağı, tarih boyunca geçerli olan toplumsal kurallar, medeni olduğu iddia edilen yasalarda bile desteklenmekte ve yasal olarak kabul edilen yerler bile bulunmaktadır. Bunun en iyi örneği, 1970’lere kadar geçerli olan Pennsylvania eyalet kanunlarında, kocaların, karılarını saat 22.00’den sonra ve pazar günleri dövmelerini yasaklamasıdır(3).
Kadına yönelik saldırganlık problemi bilimsel ortamlarda ancak 1970’lerde gündeme gelebildi. Konunun bu zamana kadar ilgi çekmemesi, problemin yaygınlığının ortaya konulamamasına, eşler arasındaki şiddetin olağan kabul edilmesine ve sorunun inkar edilmesine, bu dönemde gündeme gelmesi de Vietman savaşından sonra şiddete toplumsal bir tepki gösterilmesine, kadın hareketinin güçlenmesine bağlanmaktadır(5).
Eşler arasındaki şiddetin yaygınlığı konusunda en çok atıfta bulunulan çalışma, Straus ve arkadaşlarının A.B.D. ulusal örnekleminde 2143 aile ile yaptığı araştırmadır(11). Bu çalışmada kadının kocası tarafından dövülmesinin yıllık insidansı %3.8’dir. Evlilik boyunca kadınların %28’inin en az bir kere şiddete hedef oldukları bildirilmektedir. Oranlar bu sorunun çok yaygın olduğunu ve bir halk sağlığı problemi olduğunu gösterir. Kadına yönelik saldırganlığın toplum sağlığı problemi olduğunu gösterir. Kadına yönelik saldırganlığın toplum sağlığı açısından önemi hakkında saldırının sonuçları da önemli fikir verir. A.B.D. Federal Araştırma Bürosunun 1987 raporunda eşler arasındaki şiddetin sonuçları konusunda şu saptamalar yapılmaktadır.
Aile içinde kadına yönelik saldırganlığın bilimsel ortamlarda gündeme
gelmesi amacıyla planlanan bu çalışmada, boşanma ile sonlanan evliliklerde kadına
yönelik saldırganlık oranını, çeşidini, şiddetini, saldırganlığın erkek ve
kadının evlilik ve boşanma yaşına, evlilik süresine, çocuk sayısına, boşanmayı
başlatmaya, evlilik sayısına, eşler arasındaki yaş farkına, yerleşim yerine
bağlı olup olmadığının ortaya konulması amaçlandı.
Veriler Konya Merkez Sulh Hukuk Mahkemelerinin 1993 yılında boşanma ile sonlanan davaların karar kartlarından derlendi. Karar kartları; davalı, davacı ve tanık ifadeleri esas alınarak, karara gerekçe göstererek doldurulmaktadır. Karar kartlarındaki bilgiler hazırlanan formlar değerlendirildi. Hazırlanan form iki bölümden oluşmaktadır.İlk kısım demografik verileri, ikinci kısım saldırganlığın çeşidi ve şiddeti hakkındaki bilgiyi içermektedir.Demografik veriler, erkek ve kadının boşanma ve evlilik yaşları, evlilik süresi, eşler arasındaki yaş farkı, çocuk sayısı, evlilik sayısı, yerleşim yeri bilgilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın başlangıcında eşlerin eğitim, ekonomik ve çalışma durumlarını da değerlendirmek planlandı. Ancak bu bilgiler karar kartlarında bulunamadı. Dava dosyalarına ulaşmak da idari nedenlerle mümkün olmadı.
Saldırganlığın çeşidini ve şiddetini değerlendiren ikinci kısım Conflict Tactic Scale (CTS) den faydalanılarak oluşturuldu. CTS eşler arasındaki saldırganlığı araştıran çalışmalarda en sık kullanılan ölçektir(12).Prospektif çalışmalarda kullanılmak üzere hazırlanmıştır. Eşlerin bir önceki yıl içinde saldırganlığa hedef olup olmadıklarını veya eşlerin saldırı uygulayıp uygulamadıklarını sorgular. Eğer saldırganlık söz konusu ise eşlerin uyguladıkları ya da hedef oldukları saldırganlığın çeşidinin ve şiddetinin işaretlenmesi istenir.
Bu çalışmada, sadece saldırganlığın çeşidini ve şiddetini sınıflamak için CTS’den yararlanıldı. CTS sözel saldırganlığı altıya ayırmıştır. 1. Hakaret etmek, küfür etmek 2.Somurtmak veya bir konu üzerinde konuşmayı reddetmek 3.Eşin odadan veya evden dışarı çıkmasını istemek 4.Eşinin inadına bir şeyler yapmak veya söylemek 5.Şiddet doğrultusunda tehdit etmek 6.Bir şeylerle vurmak, tekmelemek. Ön çalışma sırasında sadece bir ve beş numaralı sözel saldırganlık çeşidine rastlanıldı. CTS’de bulunmayan ve karar kartlarında rastlanan bir saldırganlık şekli de grup içinde aşağılamak, küçümsemek, değer vermemekti. Bunun üzerine sözel saldırganlık üç başlıkta değerlendirildi. 1. Aşağılamak, küçümsemek 2. Küfür etmek 3. Şiddet doğrultusunda tehdit etmek.
CTS fiziksel saldırganlığı dokuza ayırmaktadır. 1.Herhangi bir cisim atmak 2.İtmek, sıkıca tutmak 3.Tokat atmak 4.Tekmelemek, yumruklamak 5.Bir cisim ile vurmak 6.Defalarca vurmak, dövmek 7.Boğazını sıkmak 8.Silah ile tehdit etmek 9.Silah, bıçak kullanmak. Ön çalışma sırasında 4,5,6,8,9 numaralı saldırganlık türlerine rastlandı. Tehdit etmek sözel saldırganlık içinde değerlendirildiğinden fizik saldırganlık dört başlıkta değerlendirildi. 1. Tekmelemek, yumruklamak 2.Bir cisim ile vurmak 3.Defalarca vurmak, dövmek 4.Silah veya bıçak kullanmak.
Formlarda derlenen bilgiler bir veri tabanı programı olan DBASE IV ‘de her çifte bir dosya açılarak girildi. Daha sonra bu veriler MİNİTAB programına aktarılarak istatistikleri yapıldı. Kadına yönelik saldırganlığın, kadının ve erkeğin evlilik ve boşanma yaşı, evlilik süresi, çocuk sayısı ile ilişkisi t testi, boşanmayı başlatma, evlilik sayısı, eşler arasındaki yaş farkı, yerleşim yeri arasındaki ilişki ki-kare testiyle sınandı.
Konya Merkez Sulh Hukuk Mahkemelerinin 1993 yılında boşanma ile sonlandırdığı toplam 526 karar kartı incelendi. 139 (%26.42)’unda kadına yönelik saldırganlık tespit edildi.
Kadına yönelik saldırganlığın %24.46’sı sözel, %33.09’u fiziksel, %42.44’ü hem sözel hem fiziksel saldırganlıktı.
Sözel saldırganlığın %39.28’i grup içinde kadının aşağılanması, %48.21’i küfür edilmek, %12.5’i fiziksel saldırganlık doğrultusunda tehdit edilmekti.
Fiziksel saldırganlığın %5.40’ı tekmelemek, %5.40’ı herhangi bir cisim ile vurmak, %75.67’si defalarca vurmak-dövmek, %13.5’i bıçak ve silah ile yaralamak şeklinde idi. Toplam 111 fiziksel saldırganlığın sadece 7’sinde doktor ve polis müracaatı belgeleniyordu ve bunların hepsi bıçak-silah ile yaralanma grubundandı.
Saldırgan erkeklerin ortalama boşanma yaşları 32.78±9.49, saldırgan olmayanların 34.16±10.6, aralarındaki fark anlamlı idi (p=0.05).
Saldırıya hedef olan kadınların ortalama boşanma yaşları 29.36±8.90, saldırganlık bildirmeyenlerin
ise 31.2±10.3, aralarındaki fark anlamlı idi
(P<0.05).
Kadına yönelik saldırganlık bulunan evliliklerin ortalama süresi 7.12±6.58, bildirmeyenlerin 7.84±7.38, aralarındaki fark anlamsızdı (p>0.05).
Saldırganlık bildirilen evliliklerin ortalama çocuk sayıları 1.12±1.24, saldırganlık bildirmeyenlerin 1.10±1.24, aralarındaki fark anlamsızdı (p>0.05).
Saldırıya hedef olan kadınların %85.61’i yasal boşanmayı başlatırken, saldırganlık bildirmeyenlerde bu oran %52.45’e düşmektedir (p<0.001). Kadına yönelik saldırganlığın bulunduğu 20 evlilikte (%14.38) boşanmayı erkek başlatmakta ve bunların 8’inde kadın boşanmayı kabul etmemektedir. 8 kadından birisi silah-bıçak ile yaralanma grubundandır ve bu kadın yaralanma nedeni ile polise müracaat etmesine rağmen boşanmayı istememektedir.
Saldırgan olmayan erkeklerin %76.42’si eşlerinden büyük iken, saldırganlıklarda bu oran %66.18’e düşmektedir. Saldırganlığa hedef olan kadınların %20.14’ü erkekten büyük, %13.66’sı aynı yaştadır. Saldırganlık bulunmayanlarda sırasıyla bu oranlar %16.74’e %6.94’e düşmektedir (p<0.05). Kadının erkekle aynı yaşta bulunması ve erkekten büyük olması kadına yönelik saldırganlığa artırmaktadır.
Boşanma ile sonlanan ve kadına yönelik saldırganlık bulunan evliliklerin %80.57’si, saldırganlık bulunmayanların %83.46’sı şehirde oturmaktadır (p>0.05).
Konya Merkez Sulh Hukuk Mahkemelerinin 1993 yılında boşanma ile sonlandırdığı 526 karar kartının incelendiği bu çalışmada %26.42(136 kadın) oranında kadına yönelik saldırganlık tespit edildi. Evliliği süren kadınların, evlilikleri boyunca en az bir kere saldırganlığa hedef olma oranlarını, Straus (1980) A.B.D. %28, Hammer (1984) Londra %20, Jones (1986) Londra %22, Hofman (1994) Bangkok %20 olarak bildirilmektedir (2,6,11). Levinger (1996), boşanmak için mahkemeye başvuran, ancak uzlaşmak için aile tedavisi alan 600 çiftin değerlendirilmesinde, kadınların %37’sinin saldırganlığa hedef olduklarını bildirmektedir(4). Bu çalışmada, kadına yönelik saldırganlık, evliliği sürenlerde bulunan oranlarla uyumlu, boşananlardan düşüktür. Eşler arası geçimsizlik saldırganlığı artıran önemli etkenlerden biridir. Boşanmada geçimsizlik üst düzeyde olduğundan saldırganlık oranının evliliği sürenlerle uyumlu olması beklenen bir sonuç değildir. Bu sonuç, çalışma örnekleminin sınırlılığına, anlaşmalı boşanmalarda saldırganlığın ifade edilmemesine veya toplumda kadına yönelik saldırganlık oranının diğer ülkelerden düşük olmasına bağlı olabilir. Gerçek oranların, toplumsal örneklemli çalışmalarla tespit edilmesinin gerekli olduğunu göstermektedir.
Kadınların %24.46’sı sözel, %33.09’u fiziksel, %42.44’ü hem fiziksel hem sözel saldırganlığa hedef olmaktadırlar. Saldırganlık çeşidinde hemen hemen yakın oranların bulunması ve bunların içinde en fazla hem sözel hem fiziksel saldırganlığın olması, sözel ve fiziksel saldırganlığın ayrı olaylar olduğu ve sözel saldırganlığın bir alt basamak olduğu görüşünü, erkek saldırganlığı açısından desteklemektedir.
Stets (1990), kadınların hedef olduğu saldırganlığın %86.68’inin sözel, %0.24’ünün fiziksel, %13.07’sinin hem fiziksel hem sözel olduğunu bildirmektedir (10). Bu çalışmanın sonuçları ile karşılaştırıldığında, sözel saldırganlığın çok düştüğü, fiziksel ve hem sözel hem fiziksel saldırganlığın çok arttığı görülmektedir. Bu durum, çalışma grubuna özgü bir durum olarak değerlendirilebileceği gibi boşanmada kadına yönelik saldırganlık şiddetinin artmasına da bağlanabilir.
Kadının saldırganlığa hedef olması ile boşanmayı başlatma arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.001). Saldırganlığa hedef olan kadınların %85.61!i boşanmayı başlatırken, saldırganlık bildirmeyenlerde bu oran %52.45’e düşmektedir. Bu beklenen bir sonuçtur. Ancak yine de 20(%14.38) kadının saldırganlığa hedef olduğunu bildirdiği halde boşanmayı başlatmaması, hatta bunlar içindeki 8 kadının eşinin boşanma isteğini ret etmesi, boşanma sonrası toplumsal-kişisel uyum sorunlarının erkekle kıyaslanamayacak düzeyde olmasına bağlanabilir.
Kadına yönelik saldırganlığın evlilik süresine bağlı olmadığı bulundu(p>0.05). Saldırganlık olan ve olmayan boşanmalar evliliğin 1-4 yılında en yüksek düzeydedir. Bundan sonra düzenli olarak azalmaktadır. O’leary ve ark(1989), kadına yönelik saldırganlığın evlilikten bir ay önce en yüksek olduğunu, bundan sonra azaldığını bildirmektedir(9). O’Leary’nin çalışması ile uyumlu olarak evlilik süresi arttıkça saldırganlığın azaldığı tespit edildi. Ancak, O’leary’nin çalışmasından farklı olarak kadına yönelik saldırganlık en fazla evliliklerin 1-4 yılları arasında görülmektedir. Bundan sonraki yıllarda saldırganlık düzenli olarak azalmaktadır. Uyumsuzluk örneklem grubunun sınırlılığına, boşanmanın 1-4 yılda artmasına, belki de örneklem grubundaki evliliklerde nişanlılık devrinin ilk yıllarında yaşanıyor olmasına bağlı olabilir.
Kadına yönelik saldırganlık, eşler arasındaki yaş farkına bağlı
bulundu(p<0.05). Kadının erkekle aynı yaşta olması ve erkekten büyük olması
kadına yönelik saldırganlığı artırmaktadır. Kitson (1984), kadının kocasından
iki yaştan büyük olmasının boşanma kararından vazgeçmeyi artırdığını ve
barışan kadınların evli olanlara göre üç kat daha fazla şiddete hedef
olduklarını bildirmektedir(7). Çalışma ile uyumlu olarak kadının yaşının
erkekten büyük olması kadına yönelik saldırganlık riskini artırmaktadır. Bu
sonuç, durum tutarsızlığı görüşü ile açıklanabilir. Genel toplumsal
beklentilere ters olarak kadının yaşının büyük olması erkeğin toplumsal rollerini
sarsar. Erkeğin, geleneksel rollerini korumak için saldırganlığı kullanması
beklenen bir durumdur.
Saldırganlığa hedef olma, çocuk sayısından bağımsızdır(p>0.05). Bu sonuç ile uyumlu olarak Koşar ve ark.(1990) evlilikte, kadına yönelik saldırganlığın çocuk sayısından bağımsız olduğunu bildirmektedir (8). Çocuksuzluk, kendi başına önemli bir boşanma sebebidir. Wineberg ve ark., en önemli boşanma sebeplerinden birinin çocuksuzluk olduğunu bildirmektedirler(13). Bu da saldırganlık olan ve olmayan boşanmalarda çocuksuzluk oranının yüksekliğini açıklar.
Kadına yönelik saldırganlık yerleşim yerinden bağımsızdır. Kadına yönelik saldırganlığın her sosyoekonomik seviyede görülebileceği, ancak sosyoekonomik seviyenin düşmesiyle arttığı bildirilmektedir(6,11). Bu uyumsuzluk diğer çalışmalarda sosyoekonomik seviyenin belirleyicisi olarak, gelir düzeyi ve eğitim durumunun esas alınmasına bağlıdır. Sadece yerleşim yerine bağlı kalınması sosyoekonomik değerlendirmenin yapılmaması da bu araştırmayı sınırlamıştır.
Araştırmanın en önemli sınırlılığı verilerin boşanma karar kartlarından derlenmesidir. Sonuçların güvenirliliği ve geçerliliği ileriye dönük çalışmalarla kıyaslanamaz. Eşler arası saldırganlık, diğer çalışmalarda yoğun olarak 1980’li yıllardan sonra araştırılmaya başlanılmıştır. Bundan önce 1960-1970’li yıllarda resmi kayıtlardan derlenen çalışmalar ileriye dönük çalışmaların gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu çalışmada bütün sınırlılıklarına rağmen, örneklem grubunda eşler arası saldırganlığın diğer çalışmalardan düşük, ancak önemli oranda olduğunu göstermektedir. Bu sıklıktaki saldırganlığın yoğun bireysel ve toplumsal sorunlara yol açacağı açıktır. Ülkemizdeki eşler arasındaki saldırganlığın sıklığını, demografik ve sosyoekonomik değişkenlerle ilişkisini ortaya koyacak ulusal örneklemli, kontrollü ileriye dönük çalışmalara şiddetle ihtiyaç vardır. Ancak bu araştırmalardan sonra, verimli korunma çalışmaları yapılabilir ve eşler arası şiddetle karşılaşmış kişilere terapi ortamında yardımcı olunabilir.
Bütün bu sınırlılıklara rağmen çalışmadan elde edilen bulgulara göre, aile içi şiddete yönelik eğitim çalışmaları, öncelikle fiziksel saldırganlık gösteren erkeklerin bu davranışlarını gidermeye yönelik olmalıdır. Çocuksuz evlilikler, evliliğin 1-4 yılları arasındakiler, şehirde yaşayanlar, 20-25 yaş arasındakiler risk gruplarını oluşturmaktadır.
KAYNAKLAR
1-
Andrews AB. Developing community systems for the primary of family violence. Fam Community
Health 1994, 16:1-9.
2-
Andrews AB,Brown WG.Marital violence in the community. A bibliographical approach. British
Journal af Psychiatry1988, 153:305 -12.
3-
Dickstein LJ. Spouse abuse and other domestic violence. Psyhiatric Clinic of North America
1988, 611-29.
4-
Frazer M. Domestic violence: A medicolegal review. Journal of Forensic Sciences 1986,
31:1409-1419.
5-
Gelles RJ. Family violence. Ann Rev Sociol 1985, 11:347-67.
6-
Hoffman KL, Demo DH, Edwars JN. Physical wife abuse in non-western society: An integrated
theorical approach. Journal of Marriage and the Family 1994, 56:131-46.
7-
Kitson GC, Langlie JK. Couples who file for divorce but change their minds. Amer J
Orthopsychiatry 1984, 54:469-489.
8-
Koşar N, Arıkan Ç, Evlilikte kadının fiziksel olmayan istismarı. XXVI. Ulusal
Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongre kitabı, İzmir 1990.
9-
O’leary KD, Barling J, Arias I, Rosenbown A. Prevalance and stability af physical
aggresyon between spouses : A longitıdinal analysis. Journal of Consulting and Clinic
Psychology 1989, 57:263-68.
10-Stets
JE. Verbal and physical aggression in marrige. Journal of Marriage and the Familiy 1990,
52:501-514.
11-Straus
MA. Victims and aggresors in marital violence. American Behavioral Scientist 1980,
23:681-704.
12-Straus
MA, Gelles RJ. Societal change and change in familiy violence from 1975 to 1985 as
revealed by two national surveys. Journal Marriage and teh Familiy 1986, 48:465-479.
13-Wineberg
H. Duration between marriage and first birth and marital instability. Social Biology 1982,
35:91-102.